Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
İnsan ömrü dünyanın ömrüne nazaran sahrada esen bir rüzgar gibidir. Bu çok kısa hayatta acı günler çok oldu, tatlı günler de çok oldu. Hepsi geçti. Zalim zulüm etti, o da geçti. Amma mazlumun boynundan geçmedi, boynunda asılı kaldı.
Ahırette denecek ki; Onlar o zaman güçlüydü, sen zayıftın. Onlardan geçti ama senden geçmedi. Şimdi sen konuş sen söyle denecek. Mazlumun günahları alınıp, zulm edene verilecek.Dünyada aldanan kazandı, aldatan kaybetti.Mazlum olan kazandı, zalim olan kaybetti.Gözyaşı döken kazandı, ağlatan kaybetti.Aldanan sevinsin, aldatan düşünsün.
Ben haklıyım demek çok tehlikelidir. Sana göre haklı olabilirsin. Allah indinde nasıl olduğunu, haklı mı haksız mı olduğunu bilmiyorsun. Onun için anlaşın. Anlaşmakda hayır vardır.Üzülenler,sevinsin,üzenler,üzülsün.Ağlayanlar,sevinsin,ağlatanlar,üzülsün.Haksızım diyenler sevinsin, haklıyım diyenler üzülsün.
Cumaniz Mübarek olsun Güzel Kardeslerimmm
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN. Cuma,müminlerin bayramıdır.Cuma günü yapılan ibadetlere iki kat sevap verilir.Bugün işlenen günahlar da iki kat yazılır.Bilhassa Cuma gününü, günahlardan kaçarak ibadetle geçirmeye çalışmalıdır Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: Cuma günü günah işlemeden selametle geçerse,diğer günler de selametle geçer. Cuma,fakirlerin haccıdır ve müminlerin bayramıdır ve gök ehlinin bayramıdır ve Cennette de bayram günüdür.Günlerin en iyisi,en şereflisi Cumadır. Cuma günü iyiliklerin hazinesidir ve güzel şeylerin menbaıdır. Cuma günü geldiği için sevinen bir mümine, kıyamete kadar her gün, o kadar sevap verilir ki, adedini Allahü teâlâ bilir. Bir hadis-i şerifte, Cuma günlerinde bir an vardır ki, müminin o anda ettiği dua red olmaz buyuruldu. Bazıları, bu an, ikindi ile akşam ezanları arasındadır, dedi. Cuma günü, ruhlar toplanır ve birbirleri ile tanışırlar. Kabirler ziyaret edilir. Bugün kabir azapları durdurulur. Bazı âlimlere göre, müminin azabı artık başlamaz.Kâfirin Cuma ve Ramazanda yapılmamak üzere, kıyamete kadar sürer. Bugün ve gecesinde ölen müminler kabir azabı hiç görmez. Cehennem, Cuma günü çok sıcak olmaz. Âdem aleyhisselam Cuma günü yaratıldı. Cuma günü, Cennetten çıkarıldı. Cennettekiler, Allahü teâlâyı Cuma günleri göreceklerdir. Ey Rabbimiz Senin cömertligin bize umut verdi,affin icin.Senin keremin,bizi heveslendirdi,fazlina kavusmak icin.Günahlarimiz icimizi karartiyor,bazen umudumuzu kiriyor.Kalplerimiz ise Senden umut kesmeye hic yanasmiyor.Ey Efendimiz! Ey cömert olan! Bize ikramda bulun, bizi affinla sevindir ey Rahim
Sabır gerek... Yakup gibi tenhalarda gezip Yusuf diye inleyerek... zaman gerek Yusuf gibi kuyulardan mısır saraylarına yükselerek...azim gerek Muhammed(s.a.v) gibi Ebucehilin bile hidayeti için yetmiş kez yanına giderek... hasret gerek Mecnun gibi Leyla diye aklı ziyan ederek... edep gerek Hz.Osman gibi meleklerden bile hürmet görerek... işte böylesi vasıflara sahip yüreklerin katlanarak büyümesi duasıyla...
Arıyor ağlıyor ağlıyor arıyor… Savruk sinesinden sarı sonbahar dökülüyor toprağa… Hicran damlıyor ümit bulutlarından… Acı çiçekler açıyor avuçlarında…
Yıllar yüreğinde yırtık bırakarak yol alıyor… Ne kışta ne yazda… İlk ve sonbaharı soluyor seherlerde… Sevinçlerine çiğ yağdı kırağı kırdı çiçeklerini… Baharlar bekliyor bağrı uzak iklimlerden esen meltemlerle serinlemek istiyor sadrı…
Selim kalple sabır ağacına dayanıp şükretmek diliyor… Kalp toprağına düşecek hikmet meyveleri bekliyor o ağacın altında… Sevgiye dost olmuşken sevgili gelmese de olur… Şefkat yoksunu aşk kalp doyurmuyor neylesin sönük sözleri…
Serap sevgiler firak acılar demek… “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır”
Evet aşk vardır; bekaya… Bekaya bakar kalp değişmeyen daimi güzele meftun…
Ağlama gönül neyle yesin gidip kaybolanları… Araf yollar avare yıllar biter bir gün… Yıkanmış yürekle yürürsün aklın aydınlattığı yolda… Vuslat içer şifa sadır… Sen her şeye yakın her şey sana yakın… Uzak uzaktır sana… Anlamamak ve anlaşılmamak yoktur artık…
Küllerin kâinata savrulmuştur kâinatsa kalbinde kayıp… Yağmurlar yine yağar ıslatmaz rüzgârlar yine eser savurmaz… Savruk değilsindir kök salmışsındır kâinatın kalbine… Yine yürürsün yollarda dönüp de arkana bakmadan… Arafta avare değilsindir yaranını bulmuşsundur; Ya Rahman… Ya Rahim… Ya cemil… Ya Vedud…
Rahmet seni ebede namzet etmişken neyle yesin geride kalanları… Yunus yüreğinle “kalanlara selam olsun” der yürürsün… Kör kuyularda korunmuş arınarak yükselmişsindir Azizliğe… Kuyudaki yalnız Yusuf değilsindir kardeşlerin sevgiyle sarmış Yakubi şefkat kuşatmıştır… Zirve dekeyken aziz bir terk edişle terk edersin dünya züleyhasını: “teveffeni müslimen.”
Hayata veda ederken geride Yusufi bir kıssa bırakmak yokuşlarda yağmurlarla ağlamaya değer… Bedelsiz değildir esir pazarında satılmak Azizlik esirlikten geçer.
Aşkı bilmez Züleyha Yakubi şefkati anlamaz… Ağlarsan Yakubi ağla… Seveceksen İbrahimi sev “La uhubbil afilin” de…Hikmet yağmurlar yağıyorsa selim kalbine
“Selam” sana dosttur Rahmet yaran… Kuyularda yalnızsan korkma kıssan yazılıyordur kıyamete kadar okunmak için… Yüzünden okunur Yusuf yüreğin… Yazman için güzel sabrı şükürle süsle ve hayata Yusufi imzanı at: “teveffeni müslimen”Hüseyin Eren
NAZLICAN FIRAT
YORUMLARIMDA ÇOK YARDIM ALDIĞIM AHMED AK ABİME TEŞEKKÜR EDERİM.
Bir bahar sabahı Turna kanadıyla uştumda geldim Bıraktın beni bende Ellerimi ellerinden Gözyaşlarım akar-akar derinden Sevdanı sevdama kattımda geldim Yeni farkettim Ey sevgili Yüreğin bende kalmış, haberin varmı?
Gözlerime güneş doğdu Bir başka sıcaklık var bende Hep iyiyi, hep güzeli Senin gözlerinle görüyorum Ağlıyorum seninle geceleri Dağa, taşa, kurda, kuşa sevgiler örüyorum Geç farkettim Ey sevgili Gözlerin bende kalmış haberin varmı?
Paslı kalp-kapım aralandı Sevgim sevginle bir oldu harmanlandı Dolu dizgin mevsimsiz aşk ile Ah o gülüşün, beni benden edişin Bir çoban ıslığındaki kara gözler ile gidişin Uçarı, gizli gamzende kalmıştı aklım Canparem, şahdamarım Ey sevgili Sen bende kalmışsın haberin varmı?
Cumhuriyetimizin seksen altıncı yılı kutlu olsun ! Dünya durdukça devam edecek olan cumhuriyetli yıllar, aziz ve necip milletimize mutluluklar getirsin....
Karanlık gecede kara sudan,Zap suyuna giden yol, Dolunay azaplığında vatanımın, Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm. Alın yazımızda vatan ve bayrak,şehitlik yazılmış, En güzel türküyü kurşun söyler özüme, Olaki pendürek ağıdı,cudi,kabar türkülerinde Muabbeti bulurum bir zaman, Şahadet aslanlarının savaşında. Ölümsüzlük,şehitlik,bayrak hilalinde can veren kan veren yiğitler, Yar gönlümüze düşende çıktık dağların başına, Karanlık gecede,el uzattık hilale,Vurgun yedik seher rüzgarında, Gurbet türkülerinde selamettik yar diyarına,Savaş türkülerinde kendimizi bulduk, Vatan türküsüyle toy eyledik her zaman,Kürşat baskınlarında,
şahadetime destur verilirken,Tekbir-i ilahi ki bayrağındaki iman, Vatan olası gönül neylerim,neylerim,sensiz acep? Seninle gezerim ŞAVŞATI KARS'ı,Seninle inerim bingölden VAN'a MUŞ'tan el ederim ADIYAMAN'A.En deli sevdaları yaşarım,pusuya geçerken Keleş sesinde yas tutarım ölen şehitlerin ardından.Divanesi olduğum anadoluyu gezerken,
NASİBİM BİR KURŞUN OLUPTA, DÜŞERSEM TOPRAĞA, EĞER,EĞER,EĞER TOPRAĞIM AÇMIŞSA BAĞRINI, DAMLA,DAMLA DÜŞÜYORSA TOPRAĞA KAN, BAYRAKLARA SARILIYORSA TABUTLAR, ANALAR,ANALAR AĞLIYORSA... İLGİNÇ EVLERİNİN ARDI SIRA, GELİNLER,GELİNLER YAS TUTUYORSA YAZIKLAR OLSUN BU DÜŞMANA!!!!!!!
Yine seni özledim.Yine aklım karıştı baba..Özlem aklı karıştırır mı? Bunu öğretmemiştin bana. Bugün benim doğum günüm.Şimdi sekiz yaşımdayım.büyüdüm erkek oldum ama hala anlamıyorum sen neden yoksun baba.Önlük bana çok yakıştı. Senin hep görmek istediğin gibi pırıl pırıl bir öğrenci oldum ama sen göremedin üzgünüm çok üzgünüm baba...Karlı bir kış günüydü.seni bir tabutun içine koymuşlardı.Yine çok yakışıklıydın. Derin bir uykuya dalmıştın.Çağırdım defalarca seslendim sana,cevap vermedin küstüm sonra.Hani söz vermiştin. Kartopu oynayacaktık ilk kar yağdığında. Hava çok soğuktu ama babannem ağlarken ''oooyyy ciğerim yanıyor'' diyordu. İnsanın ciğeri nasıl yanar baba? Çok büyük bir kalabalık vardı.Herkes ama herkes ağlıyordu.Hep bir ağızdan ''ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ'' diyorlardı.Sen şehitsen ölmüş olamazsın. Ölmediysen nerdesin baba? Kocaman bir Türk bayrağına sarmışlardı tabutunu.Sen onu hep göklerde görmek isterdin.''Kutsal sevdam bayrağım'' derdin ya hani. Nedense biraz da kıskandım o zaman seni. Affet baba.Peki neden anlamıyorum hala. Şimdi sen öldün mü? O zaman vatan bölündü mü? Çok karıştı aklım baba.Vatanı kim bölmek ister ki.Bu büyük günah değil mi? Dedem anlatırdı ya hep ''benim dedem Çanakkale' de şehit oldu vatanı kurtarmak için'' derdi ya...O zaman büyük büyük dedem yok yere mi öldü? neden tekrar vatanı bölmek istiyorlar baba? Hani okula gidince her şeyi öğrenecektim.Bunları neden öğretmiyorlar baba? Bildiğim tek şey var. O da sen yoksun yanımda. Annem çok özlüyor seni biliyorum. Babanla gurur duyuyorum diyor. İnsan gurur duyunca ağlar mı? Özleme alışır mı baba? Peki gurur senin yerine kardeşimi koklar mı? Beni maça ***ürür mü acaba? Biliyor musun baba,benim ciğerim yanmıyor elledim sıcak değildi fazla. Hem duman da çıkmıyor. Ama içimde bir yer var. Seni her düşündüğümde orası çok acıyor,sızlıyor,sanki kopacakmış gibi oluyor.Sanki birileri devamlı kalbimi sıkıyor.Galiba sen yokken hep hasta oluyorum baba. Bu acı nasıl diner? Ellerin ellerimi nerde bekler? Koşabilmek için seninle yollar bizi nasıl özler? Vatanı hangi canavar böler? Onlara senden başka kim dur der? Gel de anlat bana.Anlat, öğret ki bende şehit olayım baba..alıntı..
İmânda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle.
Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn, tâli’siz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sulûk eder, giderler. Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me’yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdânı azab içinde kalır. Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor. Her tarafta bir sürûr, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler. Herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah’a şükreder. Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar.
Ona der:
"Yahu, sen divâne olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle. Tâ şu musîbetli perde senin nazarından kalksın. Hakikati görebilesin. Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz."
Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedâmet eder: "Evet, ben, işretten divâne olmuştum. Allah senden râzı olsun ki, cehennemî bir hâletten beni kurtardın" der...Risalei Nur'dan
“Nihayet o gün dünyada kazanıp harcadığınız nimetlerden
hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür: 8)
Büyük nimetlerden suâl olunacağı gibi, en küçük nimetlerden
dahi suâl olunacaktır. Emniyet ve asayişten, sıhhat ve âfiyetten, mevki ve
servetten, ikbal ve itibardan, yenilen, içilen, giyilen şeylerden, koyu
gölgeden, soğuk bir sudan muhasebeye tutulacaklardır.
O nimetleri nereden alıp nereye harcadıkları, helâlinden
kazanıp helâlinden mi harcadıkları, haramdan kazanıp haram mı harcadıkları,
şükrünü yapıp yapmadıkları bir bir sorulacaktır.
Bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Sizden her kim kendi evinde ve yurdunda emniyetle, vücudu
âfiyetle olarak sabaha çıkarsa ve yanında günlük yiyeceği bulunursa, sanki dünya
bütünüyle ona ayrılıp verilmiş gibi olur.” (Tirmizi: 2449)
Yeryüzünde ALLAH-u Teâlâ’nın nimet ve rızıklarından
faydalanan insanlar, gün gelecek huzura çıkacaklar, kendilerine verilen nimetler
karşısında şükredip etmediklerinden hesaba çekileceklerdir.
İnsanların sonu yine o başlangıca dönecek, sonunda O’na
varacaklardır.
Kötü iş ve icraatlarıyla ateşi körükleyenler cehennemi
boylayacaklar, güzel amelleriyle cenneti süslemeye çalışanlarALLAH-u Teâlâ’nın
geniş mağfiretine ve cennet-i âlâ’ya uluşacaklardır.
Öyleyse;
“Hesaba çekilmeden önce nefsinizi hesaba çekiniz.”
(Beyhakî)
Hz. Muhammed(S.A.V)Salavat Getirmenin Fazileti Allah
Resulü(s.a.v.) buyuruyor: •“Dua ile sema arasında bir engel vardır.Üzerime
salavat getirilince engel açılır, DUA YERİNE ULAŞIR.” •“Üzerime bir günde bin
defa salavat getiren kimseye cennetteki makamı gösterilmedikçe ölmez.” •“Bana
en yakın olanlar, üzerime en çok salavat getirenler olacaktır.” •“Her kim,
farz namazını kıldıktan sonra bana on defa salevat okursa, Allah Teala, onun
namazını kabul buyurur. Onun bu namazını Adem’e secde eden meleklerden daha
üstün meleklerin makamı olan İlliyyine ulaştırır.O makamdan bir melek şöyle
seslenir: -Artık dileğin neyse dile, her dileğin yerine
getirilecektir.” •Vefatımdan sonra sizden kim bana selam gönderirse
Cebrail(a.s.) gelir ve bana şöyle der: -Ya Muhammed! Ümmetimden falan
kimsenin sana selamı var.Bana karşılık ben şöyle selam alırım: -Benden de ona
selam olsun.Ayrıca onun için Allah’tan rahmet ve bereket diliyorum.” •“Kim
altından kalkamayacağı güç bir işle karşı karşıya gelirse, üzerime çok çok
salavatı şerife getirsin.Çünkü Allahü Teala, üzerime getirilen salavat-ı şerife
sebebi ile onun sıkıntılarını, kederlerini giderir, rızkını çoğaltır, Allah’ın
yardımı ile muradına nail olur.” •“Kıyamet gününde, katımda insanların en
değerlisi, bana en çok salatü selam getirenlerdir.” Allah Resulü(s.a.v.)
buyuruyor: •“İsmimi duyunca salavat getirmeyen insanların en
cimrisidir.” •“Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en
acizidir.” •“Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişman
olacaklardır.” •“Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en
acizidir.” •“Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişman
olacaklardır.” •“Adımı duyunca salavat getirmeyen, yüzü koyun
sürünsün.” •“Üç kişi yüzümü göremeyecektir.Ana babasına isyan eden, sünnetimi
terk eden, üzerime salavat getirmeyen.” •“Adımı işitip te salavat getirmeyen,
sonu mutsuz kimsesizdir.” •“Cuma günü ve geceleri üzerime yüz defa salavat
getirenin Allah Teala otuzu dünyaya, yetmişi ahirete ait olmak üzere yüz
hacetini kabul eder.” •“Sırat üzerinde kalmış hurma yaprağı gibi tirtir
titreyen bir adam gördüm. O anda üzerime getirdiği salavat-ı şerife gelip bu
durumdan onu kurtardı.” •“Meclislerinizi salavat ile süsleyiniz.” •“Cuma
günü üzerime seksen defa salavat getirenin seksen senelik günahı
affolunur.” •“Karşılaşan iki mü’min salavat getirerek musafaha ederlerse,
geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır.” • “Üzerime yüz defa salavat
getirene, Allah(c.c.) bin defa rahmet nazarı ile bakar.İştiyakla daha fazla
getiren için kıyamet gününde şefaat ve şahitlik ederim.” •“Üzerime salavat
getirirseniz, Allah ta sizin üzerinize salavat getirir.” •“Cuma günü kim bana
seksen kere salat getirirse seksen yıllık günahı bağışlanır.Kim de günde beş yüz
defa bana salavat getirirse asla kimseye muhtaç olmaz.” •“Muhammed isminin
anıldığı yerde, işten kimse hemen kendine gelip baş parmağı ile yanındaki
parmağını gözlerine sürüp üzerinde gezdirirse, artık o kimse hiç göz ağrısı
görmez, onun gözlerine zarar gelmez.”
Çanakkale’de savaş kızışmıştı ALLAH…
ALLAH… nidaları top seslerini bastırıyordu. Çanakkale Savaşların’da
kumandanlık etmiş, yaralanmış, emekli bir subay o
anda yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor:
“Bir aralık yanımda bir ayak sesi
duyar gibi oldum. Geriye dönünce, Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş,
yüzünden büyük bir ızdırap okunuyordu. Daha neyin var demeden, o her şeyi
anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kol
bileğinin dört parmak kadar yukurısından aldığı bir isabetle hemen tamamen
kopacak bir hizaya gelmiş, eli yere düşmekten, ancak zayıf bir deri parçası
alıkoymaktaydı. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ızdırabını yenmeye çalışıyordu. Sağ
elindeki çakıyı bana uzatarak “şunu hemen kesiver komutanım” dedi. Bu üç
kelimelik cümle öyle müthiş bir istek, öyle bir mecburiyet ifade ediyorduki,
gayrı ihtiyari çakıyı aldım ve derinin ucundan sallanan eli koldan ayırdım. Bu
tüyler ürpertici vazifeyi yaparken, bir şey söylemiş olmak için; “üzülme Ali
Çavuş ALLAH vücduna sağlık versin.” diye
mırıldandım.
O yere düşen elin, elsiz kalan koluna
ve bir oluktan boşanır gibi akan kanlara kıymet bile vermiyordu. Gözlerini duman
ve ateş içindeki yurt ufuklarına çevirerek”Feda olsun, yeter ki memleket sağ
olsun!” diye mırıldandı.
Ali Çavuş yalnız elini değil, çok
geçmeden hayatını da bu memleket uğruna, bu mukaddes ülkeyi korumak yolunda feda
etti. Gözlerini hayata yumarken de aynı kelimeleri tekrarlamış:
Dünya harmanında buğday toplayıcılarıyız biz; fakat kaybolmada bütün topladığımız buğdaylar. Aklımızı başımıza aldığımz yok hiç. Anlayamıyoruz nedense azalan buğdayın ambara giren fareden, şu düzenbaz fareden olduğunu…
Fare ambarımızı delmiş…Ve hile harap etmiş buğdayımızı… Ey Hakk’ı isteyen can! Öncelikle kurtulmanın çaresini ara ambara giren şu fareden de, sonra buğday toplamaya çalış.. Mesnevî I,b.377-380 (Hz.Mevlana burada buğdayı”güzel huylar,gönül huzuru,güzellik ve iyilikler”,ambarı “beden”,areyi de “nefis ve arzular” için birer sembol oalrak kullanmıştır.)
Herşeye kadir olan mevlam gününüzü ve ömrünüzü güzel ve mübarek kılsın... Kitabınız sağdan verilsin dert görmeyesiniz ve sevdiklerinizle ebediyete kadar beraber olasınız. Kalpler imanla, gönüller huzurla dolsun. Saadetler hepimizin olsun. Hayır ve Bereket Dolu Cumalar Dilerim
Rabbim Cuma hürmetine, amellerimize ihlas, gönlümüze huzur, hastalıklarımıza şifa nasip eylesin. Hayatımızın en hayırlı anında, şehadet şerbeti ile huzuruna alsın. Kendisine layık kul, Efendimiz sav layık ümmet eylesin.
ஐ ♥―♥―♥―♥→ ‼♥―♥―♥‼ ←♥―♥―♥―♥ ஐ
LATİF VE ALİM OLAN RABBİMİZ DÜNYA SAADETİNİZ İÇİN CUMAYI VESİLE KILSIN,AHİRETTE SİZE VE TÜM SEVDİKLERİNİZE ,,CUMA YAMAÇLARI,,NASİP ETSİN.AMİN..İNŞ.
Bir erkeği ağlatmak zor değildir aslında Ufacık bir kelimeyle kırabilirsin hayal bardağını Acıtırsın zamanın bilinmeyen herhangi bir vaktinde Onca yıllık yaşantısını hiçe sayıp İki dakikada bitiriverirsin gençliğini Soldurursun ümitlerini ve sana yönelik tüm düşlerini Hayal çöplüğünde umudu karşısına dikip Asarsın sorgusuz sualsiz dar ağacına Sonra bir bidon sevgi döküp yakarsın gecenin karanlığında Sana karşı tüm beslediği umutları ile beraber Yırtarsın sevda damarlarını kan kaybından yitirirsin aşkını Öldürürsün gecenin ardındaki seher vaktinde Aşkınıda pusuya düşürüp yakarsın gençliğini.
Her sey gönlünce olsun rabbim sana zeval vermesin...
Bugün hasret Bir başka Vurmakta İçimi, sürmeli gözlerin Bir Başka yakmakta hasretimi, Ellerim ellerini bir başka özlemekte Senin gözlerinden geçiyorum denizlere.. Kana kana içerken maviyi…
Ben Seni Çok özledim, Ben Seni Çok özledim....
Hayalinde İken Nur yüzünün Efsunlu Bakışlarının, Vuran, Katre katre Aşktır yüreğimi Karanlıklarımı Aydınlatan Yıldız, Ben, Sen bahçesinin yari Olsam, Aldığın nefes olsam sadece ben dolsam haykırsam
Ben Seni Çok özledim, Ben Seni Çok özledim...
Tüm çiçeklerin Güzelliğinde, Açsam. Aşk nedir benliğimde Göstersem, Desemki, Ben sevdim, Ben seni çok büyük sevdim.. Candan öte Sevdiğim...
Ben Seni Çok özledim, Ben Seni Çok özledim...
Kapattım tüm kilitleri üzerime… Tek sen varsın tutunduğum.. Tek sen mevcutsun bu yürekte… Ey Sevdiğim, Kelimelerin Aşkından lal kaldığı balım...
Sınıfta, Mehmet’ten başka kimsenin kalmadığını gören öğretmen ders anlatıp anlatmama konusunda tereddütlü olarak Mehmet’e sorar: ,,,,, Mehmet dersi anlatayım mı ne dersin?
-- öğretmenim ben bir çoban çocuğuyum öyle işleri bilmem. Ama bana ahırdaki hayvanları sorsan, bilirim.Örneğin sabah ahıra gittim ki bütün hayvanlar kaçmış bir tane inek kalmış. Gidenlere kızıp ta kalan bu hayvanı aç bırakmazdım. İhtiyacı olan yiyecek ve içeceği ona verirdim.
Mehmet’tin bu cevabı üzerine öğretmen biraz düşünür ve
“ -- Mehmet haklı kaçıp giden öğrencilere inat ben dersimi en güzel biçimde anlatayım” der. Başlar anlatmaya birinci ders biter, ikinci ders biter üçüncü ders biter öğretmen aşkla şevkle anlatmaya devam eder ve nihayet dersi bitirir. Zafer kazanmış komutan edasıyla adeta Mehmet’e sorar.
-- “Mehmet nasıl güzel oldu mu?” Mehmet:
---- Ben öyle işleri fazla anlamam ama öğretmenim. Bir çoban oğlu olduğum için ahırdan kaçan inekler için de hazırladığım yiyecek ve içecekleri kalana yedirip o hayvanı çatlatmazdım. “ der.
---Öğretmen durur ve bir daha düşünür.
Değerli Öğretmenim ve Saygı değer ÖĞRETMENLERİMİZİN hürmetle ellerinden öperim.